Avusturya’daki PKK etkinliği – Net bir duruş ve tavır koyulması gerekiyor

Siyasi yönden ileri görüşlü kişiler için bu tartışmalar, sadece Türkiye sınırları içinde tutulamayacak kadar geniş. Avrupa ve bu bağlamda Avusturya da dahil olmak üzere geniş bir alana yayılmış, bir çok yönü olan hassas bir konudan bahsediyoruz. Bu gerçekliği göz önünde bulundurduğumuzda, konuyu sadece “Türk-Kürt çatışması”na indirgemek, tek boyutlu ve yanlış bir değerlendirme olmuş olur.

Türkiye’deki Kürt kökenli nüfusun on yıllar boyunca bazı temel haklardan yoksun bırakıldığı bir gerçek. Doğu ve Batı arasındaki seviye farkı yüzünden, birçok Kürt kökenli vatandaşın yerleşik olduğu Türkiye’nin doğusuna yeterli düzeyde yatırım yapılmadı. Kaynakların kullanımı, eğitim, işsizlik gibi konularda Doğu ve Batı arasındaki dağılım dengesiz olunca, makas da giderek açıldı ve aradaki farklar arttı.

Bu ve benzeri etkenler, aynı şekilde Türk sınırları içinde bağımsız devlet kurmaya yönelikçabalar, tartışmaları ve ortamı daha da ateşlendirdi. Ordunun ve PKK’nın Kürt sivillere yönelik karşılıklı saldırıları da meseleyi daha da derinleştirdi. Bu süreç içinde cephede ön safta olanlar her zaman Kürt ya da Türk kökenli olan sivil nüfus oldu ve öyle olmaya da devam ediyor. Bu sorun bugüne kadar 40.000 insanın hayatına mal oldu ve bu sayı her gün giderek artıyor.

Bütün bu gelişmeler, geçtiğimiz yıllarda birçok Kürt kökenli vatandaşın işçi veya sığınmacı olarak yurtdışına göç etmesine neden oldu. Almanya ve Hollanda’nın yanında Avusturya da bu yeni grubun göç hedefi haline geldi. Birçok Kürt siyasi gruplara ve kültür derneklerine katıldı, organize oldu. Onlar toplumumuzun bir parçası, dolayısıyla bir kültür zenginliğinin de parçası oldu. Tarihsel açıdan bakıldığında (Marksist-Leninist hareket) bu gruptaki birçok kişiyi siyasi olarak sol ideolojilere yakın görmek mümkün. Yani Yeşiller için de çok büyük bir oy potansiyeli.

Derneklerdeki ve siyasi organizasyonlardaki çeşitliliği ve renkliliği göz ardı etmek mümkün değil. Bunu derneklerin sık sık kapanması, bölünmesi, farklı bir manifestoyla tekrar açılmasından da anlayabiliriz. Pek çok üye ayrıca Avusturya siyasi çevrelerinde de aktif durumda. Bu katılım çok değerlidir ve gelişime açıktır. Aynı zamanda gizli veya açık bir şekilde terör örgütü PKK’yla ilişki içinde olan kurum ve dernekler bulunuyor. PKK birçok devlet ve aynı zamanda AB tarafından da “terör örgütü” olarak kabul edilen, yurtdışından ve Avusturya’dan destek alan silahlı ve zorba bir örgüttür (http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:L:2011:028:0057:01:EN:HTML). Türkiye’de gerçekleşen sayısız saldırı, katliam, kaçırma eylemi ve benzeri birçok suç, bir Avusturyalı siyasetçinin bu olayları araştırması için yeterince önemli değildir.

Avusturyalı bir siyasetçi için önemli olan, Avusturya’da bu tür bir PKK yanlısı saldırının gerçekleşmesidir. Ya da Kürt veya Türk kökenli iş adamlarından haraç kesilmesidir. Milletvekili arkadaşım SPÖ’lü Johann Maier bu konuya bir soru önergesiyle değinmişti(http://www.parlament.gv.at/PAKT/VHG/XXIV/J/J_02646/imfname_163482.pdf). Yakın geçmişte de Avusturya’daki protesto gösterilerinde şiddet olayları meydana gelmiş ve yaralananlar olmuştu. PKK veya örgüt sempatizanları tarafından gerçekleştirildiği düşünülen sayısız kundaklama yaşandı. Geçen ay Viyana’da gerçekleşen ve bir Türk havayolu şirketinin işgalinin yaşandığı olay da bunlardan biri. Bu konuda İçişleri Bakanı’na bir soru önergesi verildi (http://www.parlament.gv.at/PAKT/VHG/BR/J-BR/J-BR_02912/index.shtml).

Bu soru önergesinin birçok hedefi var. Birincisi, polisin olayda PKK üyeleri olduğu tahminine nasıl vardığını öğrenmek istememiz. Eğer PKK üyeleri olayda yoksa, o zaman bu insanlar niye gözaltına alındı?

Eğer gerçekten olay PKK üyeleriyle bağlantılıysa, o zaman bu insanların ne tür bir vizeye sahibi olduklarını, terör örgütü üyesi olup olmadıklarını ve ne tür sonuçların çıkarıldığını öğrenmek isteriz.

İkinci olarak da, üyeleriyle birlikte hükümetin ve aynı şekilde Yeşiller partisinin ülke içinde ve dışında Kürt kökenli nüfusun haklarını korumak için taraf olması ve PKK ve sempatizanları ile bu insanlar arasına kesin bir sınır koyduğu konusu büyük önem taşımaktadır. PKK ve Kürtleri aynı çerçevede değerlendirmek bütün tartışmalar bir yana şiddetle reddedilecek bir tutumdur.

Son nokta ise özellikle Yeşiller partisi için büyük önem taşıyor. Birçok tartışmada, özellikle Türkiye’den göç etmiş nüfusumuz içindeki potansiyel seçmenlerle yapılan sohbetlerde şu suçlamayla karşı karşıya kalıyoruz: “Yeşiller terör örgütü PKK’yla arasına net bir şekilde mesafe koymuyor, üstüne üstlük bu örgüte sempatiyle yaklaşıyor.” Konuştuğum birçok kişiye, bizim Kürtlerin haklarını savunduğumuzu, ama PKK ve sempatizanlarıyla hiçbir şekilde aynı tarafta olmadığımızı yineleyerek söylüyorum. İster Avusturya ister Türkiye kaynaklı olsun, ister İslam radikalizmi ister PKK olsun, bizim şiddetin her türlüsüne karşı olduğumuzu defalarca dile getirdim.

Avusturya’da yaklaşık 250.000 – 300.000 civarı Türkiye kökenli insan yaşıyor. Bu nüfusun içinde Kürt kökenli insan da bulunuyor. Kürtlerin arasında da aynen AB ve diğer devlet kurumlarının olduğu gibi PKK’yı terör grubu olarak gören insanların sayısı hiç de az değil. Benim seçmenlerim arasında da birçok Türk ve Kürt kökenli Avusturyalı, yüz yüze konuştuğumuzda bana Yeşiller’in PKK’ya verdiği sözde destek hakkında sorular yöneltiyorlar. Kısaca söylemek gerekirse, Yeşiller Partisi, birçok Türkiye kökenli insan tarafından PKK’nın Avusturya Meclisi’ndeki uzantısı olarak görülüyor. Bu iddialara karşı ben her zaman itiraz ettim ve aksini iddia ettim.

Biz istesek de istemesek de, Türkiye’de yaşanan terör olayları, Türk televizyon kanalları aracılığıyla günü gününe Avusturyalı Türklerin evlerine de geliyor. Türkiye’de askerlere yönelik bir terör saldırısında, Doğu’da ya da Batı’da, Kuzey’de ya da Güney’de, nerede olursa olsun, Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler ve birçok kökenden sayısız masum insan terörün kurbanı oluyor. Seçmenlerden aldığımız tepkilere göre, Türkiye’de yaşanan gelişmeler Avusturya’daki Türk ve Kürt nüfusunu da etkiliyor. Benim elimde de, Türk ve Kürt kökenli birçok Avusturyalının, PKK’nın şantaj ve tehdidi altında olduğuna dair bilgiler bulunuyor.

Avusturya’da gündemde olan bu gruplaşmalar ve konulara karşı yakın ilgi göstermem karşısında, milliyetçi olduğum konusunda iddialar ortaya atıldı. Bu iddiaları gülünç buluyorum. Bu iddialar ikiyüzlülüktür ve propaganda amaçlıdır. Bu tip iddialar benim siyasi kişiliğime ve yaptıklarıma yönelik değersiz bir propagandadan ibarettir.

Verdiğim birçok röportaj, katıldığımı birçok tartışma, siyasi çalışma yüzünden Türk milliyetçileri ve radikaller tarafından da kötü gözle görülen birisiyim.

Burada tuhaf olan ise Bay Schmiedinger ve partneri Bayan Kreuzer gibi insanların, iftira ve çamur atma yoluyla bana karşı kamuoyu oluşturma çabası içinde olmaları. Hem de kısa bir süre öncesine kadar çalışmalarım dolayısıyla bu ikiliden alkış alırken. Fikir ayrılıkları, bu ikilinin dünyasında “vatana ihanet” olarak yorumlanabilir ve bu yüzden bu şekilde bir gözden çıkarıcı davranış gün yüzüne çıkmış oluyor.

Ben milliyetçiliğe, faşizme, kökten dinciliğe ve siyasileşmiş inanca karşı olan biriyim. Bu ideolojileri taşıyan birinin Türk, Kürt veya Avusturyalı olması fark etmez. Bu açıklamayı da kendimi haklı çıkarmak için tekrarlamıyorum, sadece bu iftiralara karşı duruşumu belli ediyorum.

Yeşiller ve ben geçmişte olduğu gibi gelecekte de Kürtlerin hakları için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bunu meclis düzeyinde de, üyesi olduğum Avusturya-Türkiye Parlamento Dostluk Grubu’nda da, Yeşil değerlerle bağdaşan Kürt derneklerle yaptığımız temaslarda da ifade ettim. Kürt haklarının geliştirilmesi konusunda dikkatten kaçmaması gereken bir nokta ise, bu noktada bir de şiddet yanlısı bir kanadın olduğu, bu grubun terör örgütü PKK’yla bağının bulunduğu ve Avusturya’da da gayet aktif çalışmalar yaptığıdır. Bu grubun sol ideolojilerle dolu bir geçmişten geldiklerini de göz önünde bulundurursak, böyle bir tutum içinde olmalarını kötü ve kabul edilemez buluyorum. Şiddet, şiddet olarak kalır, nereden geliyor ve nereye gidiyor olursa olsun. Şiddetle aramıza mesafe koymamız ve toplumu bu konuda bilgilendirmemiz gerekir. Bu netlik ve açık tutumu maalesef ne hükümet düzeyinde, ne de Yeşiller Partisi yönetiminde görebiliyoruz; Türk ve Kürt kökenli seçmenlerimizden aldığımız tepkiler de bu yönde. Bu yüzden bu soru önergesini özel bir gereklilik görerek sunduk ki, sonunda bu konuda net bir tavır ortaya koyulabilsin ve seçmenlere etki yapabilsin.

Meclisteki vekil arkadaşlarıma yapılan baskı ve benim ortaya koyduğum sert açıklama dolayısıyla bu soru önergesinin geri çekilmesi istişare edildi. Arkadaşlarımın ve siyasi mücadelemizdeki takım çalışmasının daha önemli olduğuna kanaat getirerek sonunda ben de bu öneriyi kabul ettim. Bu soru önergesinin geri çekilmesi, hiçbir şekilde Kürt hakları için çalışmalarımızın terör örgütüyle aramıza net bir mesafe koyduğumuz gerçeğini değiştirmez. Soru önergesinin geri çekilmesi aldığımız karşı tepkilerden değil, milletvekili arkadaşlarımızla olan meslektaşlık uyumunu dikkat alarak yaptığımız bir hamledir. Ve bu soru önergesinin geri çekilmesi, konunun dünyadan silindiği anlamına gelmez. Üstünde uzlaştığımız yeni bir soru önergesi verilecektir. Bu soru önergesi de, geçmişte uygulandığı gibi tatil zamanları soru önergelerinin verildiği şekilde, aynı yollarla sunulacaktır. Gelecekteki soru önergesi çeşitleri için ise Eyalet Meclisi kapsamında görüşmeler gerçekleşecek ve konunun gelecekte de tartışmalara mahal vermemesi için netleşmesi sağlanacaktır.

Soru önergesi için gelen tepkilere ve yorumlara bakıldığı zaman, son dönemde maalesef çok sık rastlanan – sol siyasette de – düşünce faşizmi ortaya çıkıyor. Birçok konuda aynı fikre sahip olan kişiler de, bir konuda farklı bir düşünceye sahip olabilir. Ancak bu durumda maalesef direkt saldırıya uğruyorsunuz, karalama ve iftira kampanyalarının hedefi oluyorsunuz. Telefonla ulaşılabilecek ender milletvekillerinden biri olmama, Twitter’da ve Facebook’ta aktif bir kullanıcı olup, aynı zamanda elektronik postalara da hızlı yanıt veren biri olmama rağmen, insanlar internet ortamında, Facebook gruplarında aleyhimde saldırılar başlatarak, hakkımda bir karalama kampanyası oluşmasına neden oldular. Bu sanal olarak tetiklenen tartışma ortamında, siyaset bilimci Thomas Schmiedinger gibi en “seçkin” uzmanlar bile beni Türk milliyetçisi olarak lanse etti ve soru önergesinin verilmesine Türk tarafının öncülük ettiğini ima etti. Bu bile çok şeyi ifade ediyor sanırım.

Beni tanıyan herkes, Türk ve Avusturyalıların hakları denilince ne gibi düşüncelerim olduğunu bilir ve bu yüzden bu konularda benim tavrım bellidir. Diyalog büromda birçok Kürt kökenli insanı da ağırlıyorum ve onlara ikamet ve benzeri gibi yardıma ihtiyaç duydukları konularda yardımcı olmaya çalışıyorum. Oberösterreich’da bizim temel değerlerimizi özümsemiş Kürt kökenli insanlar ve derneklerle olan ilişkilerim de gizli saklı şeyler değil, herkesin malumudur. Böyle saldırı amaçlı iddiaların temeli yoktur ve benim için ciddiye alınacak düzeyde değildir. Bu sebeple, Bay Schmiedinger ve birkaç kişinin provokatör olarak ortaya çıkıp gerçek olmayan şeyleri yaymaya çalışmalarını de belirtmek durumundayım. Bu tür gereksiz bir metot, maalesef sol siyasetin içinde olan birçok kişinin karakterini de ortaya koyuyor. Eşeğe altın semer de vursan, eşek yine eşektir!

Hükümet ve biz Yeşiller, bu konuda net tavrımızı ortaya koymalıyız. Bu tartışmalar çerçevesinde açık, şeffaf, anlaşılabilir ve basit bir şekilde çizgimizi belirlemeli ve seçmenlere yansıtabilmeliyiz. Ben de bu meselede anlaşılır ve net tavrımı ortaya koydum ve açıkladım. Dolu ve tam olarak Kürlerin yurt içi ve dışındaki hakları için siyasi adımları atıyoruz ve destekliyoruz, ancak her tür şiddet içeren akımı ve PKK gibi terör bir örgütü karşısında da hiçbir şekilde yanlış anlaşılmaya mahal vermeden “0 tolerans” anlayışını paylaşıyoruz.

Dieser Beitrag wurde unter Kommentar abgelegt und mit verschlagwortet. Setze ein Lesezeichen auf den Permalink.